Okuma Süresi: 4 dakika

Herkesin deneyimi, süresi ve şiddeti farklı olabilir ama genel olarak mutsuzluk, hayattan keyif alamamak, eylemsizlik, halsizlik, enerji yitimi, bedensel rahatsızlıklar, uyku sorunları, aşırı sinir ya da donukluk gibi durumlardan birkaçını deneyimliyorsan depresyondan söz edebiliriz. Depresyonun tek başına tedavi edilmesi gereken bir hastalık gibi görünse de aslında temelinde pek çok olumsuz ya da zor duyguyu barındıran bir durumdur. Peki, neler bu olumsuz duygular?
 
İlki kayıp duygusu.
 
Depresyon deyince akla gelmesi gereken durum kayıptır. Depresyonda olan kişinin mutlaka bir kaybı vardır. Yaşadığı bir ayrılık bir kopuş vardır. Bu kayıp bildiğimiz anlamda sevgiliden ayrılmak olabileceği gibi bir hobinin kaybı, bir durumun kaybı da olabilir.  İşten ayrılmak ya da yurt dışına taşınıp memleketinden ayrı kalmak olabileceği gibi sevgiliden ayrılmak ya da annenin sana küsmesi de kayıp olabilir. Örneğin, annenle kavga edersin ve annen onu üç-dört gün aramaz sormaz. Küser. Burada da kayıp duygusu vardır. Barıştığında ya da kaybedilen nesne geri geldiğinde geçer genellikle. Ama bazen, kaybedilen nesne geri gelse de depresyondan çıkamayabilirsin.
 
Çünkü kaybedilen şey geri gelse bile, zihninde kaybettiğin nesne veya kişi için yetersiz ve güçsüz olduğuna dair bir duyguya sahip olmak vardır. Yeterli ve güçlü olabilseydin başta zaten kaybetmezdin… gibi.  

Örneğin, yeterince iyi, çekici olsaydı sevdiğin kişi ilk başta ayrılmazdı zaten. Ya da yeterince becerikli olsaydın işten çıkarılmazdın, gibi. Yani senin için değerli olan nesneyi elinde tutacak yetisinin olmadığını görürsün. 

Üçüncü duygu ise başarısızlık Duygusu yani eşittir Toplumda bir yer edinememe duygusudur.
 
Başarı, toplum içinde var olmak için temel bir duygudur. Evin içinde anne baba ortalama bir anne babaysa yani ortalama bir şekilde sağlıklıysa çocuğu kabul ederler ancak toplum öyle değildir. Örneğin, komşular kişiyi umursamayabilir ancak bir başarısı varsa, kendini geliştirmişse, bir yere gelmişse önemserler. Bu sebeple başarısızlık duygusu kişinin pek çok negatif duygusunu tetikler.   

Eğer çocukken, başarısız olduğun ve aşağılandığın, dışlandığın anıların varsa; yetişkinlikte başarısız olduğun zamanlarda bu anılar tetiklenir ve seni depresyona sokabilir.
 
Dördüncüsü, Kendilik Aktivasyonu ve Ayrışma Problemi
İlk kaybı doğumla yaşar insan. Doğduğunda anne karnının rahatlığını kaybetmiş olur. Aynı zamanda dünyaya gelmiş olur. İkili duygular yaşar bebek. Doğduktan birkaç ay sonra kendi bedeni ile ötekinin bedenini ayırt etmeye başlar. Bir şeyleri tutar ve bırakma eylemini kaybeder; bırakır ve tutma eylemini kaybeder. Bir şeyi tercih eder ve iyi hisseder aynı zamanda tercih etmediğini kaybetmiş olur ve kötü hisseder. Aynı anda ambivalans yani ikircikli duygular hisseder. Anneden şefkat gördükçe tolerasyonu artar ve ruhsal olarak güçlenir.  

Şimdi bunu şöyle düşün, çocuk hem yeni şeyler deneyip dünyayı görmek hem de bakımverenlerinden uzaklaşarak yani ayrışarak kendini keşfetme girişimlerinde bulunuyor. Görürsün sen de çevrendeki çocukları, biraz yaramazlık yapar, biryerleri kurcalar, anne babaya muhalefet eder. Bunlar aslında yaramazlık değil, dünyayı ve kendini ayrı varlıklar olarak keşfetme gerçekleştirme uğraşlarıdır. Dünya, çocuğun laboratuarıdır. Bu laboratuvarda yapılan keşifler hem heyecanlıdır, hem de korkutucudur. Bu yüzden çocuk arada durup dönüp dönüp anneye bakar veya yanına dönmek ister. Biraz olumlu duygu aldıktan sonra tekrar keşfe devam etmek ister. Bu dönüşlerde, anne şefkatli ve rahatlatıcıysa çocuk girişimlerine mutlu mesut devam eder. Bazen anneler küser, kızar, korkutur ya da kaygı yükler. Burada da çocuk ikili duygular hisseder hem kendi heyecan&korkusu hem de annenin kendi transfer ettiği kaygılar. E tabi çocuğun girişimciliği sekteye uğrar; merak duygusu yerini kaygı ve korkuya bırakır. Bu çocuklar, yetişkinlikte yeni bir girişimde bulunurken bu yeni bir sevgili, ev, iş ya da hobi olsun fark etmeksizin, ikili duygular yaşar ve depresyona girer.  

Mesela, terfi alırsın ama mutlu olamaz depresyona girersin. Bir iş başarırsın, iyi gelmez ve depresyona girersin. Sevgilin olur, ilişkin iyi gider ama kendini kötü hissedersin. Sebebi çocukken sana yüklenen duygulardan ayrışmamandır. Çünkü kendini gerçekleştirmek istediğin her girişiminde bakım verenlerin yüklediği olumsuz duyguları taşırsın içinde.
 

Ödipal Sorunlar depresyona sebep olabilir. Peki nedir bu ödipal sorunlar?
3-4 yaşlarından itibaren çocuklar karşı cins ebeveyn ile aşk yaşamaya başlarlar. Bu aşk bizim bildiğimiz anlamda değil çocukça bir aşktır. Örneğin kız çocuk ve babası bir miktar flörtleşir; erkek çocukla annesi bir miktar. Toplum arasında bu ‘’kız babaya, erkek anaya düşkün olur’’ sözüyle tarif edilir. Erkek çocuk hayal dünyasındaki bu aşktan dolayı babası tarafından cezalandırılacağına inanır, korku duyar. Benzer cezalandırma kız çocuk için anneden gelecektir. Dolayısıyla bu dönem hem arzunun hem korkunun yoğun olduğu bir dönemdir.  

Normal gelişimde çocuğun karşı cinsle flört htiyacı ne kadarsa ebeveynin o kadar yapması ve terörize etmeden sınır koyması gerekir. Örneğin, çocuk ben büyüyünce annemle evleneceğim dediğinde, babanın yumuşak bir şekilde, ‘’annen benim karım, sen büyüdüğünde kendi karını seçebilirsin.’’ Şeklinde sınır koyması beklenir.  

Ancak bazen anne babalar bunu başaramaz.  

Örneğin; 5-6 yaşında bile olsa çocukla birlikte uyumak ister ya da sürekli ‘’aşkım, erkeğim, evimin direği, evimin erkeği’’ diye hitap ederler. Bazı babalar sevgililer gününde kızlarına da gül alır ya da hediye getirir. Bazen ebeveynler çocukları dudaklarından öperler. Karı koca birlikte uyur ve bu kelimeler sevgiliye söylenir. Bunlar çocuğun zihnini karıştırır. Çift duygular yaşamasına sebep olur. Bu dönemde yaşanan çatışmalar bilinçdışında kaydolur ve kişi yetişkin olsa bile anne veya babasına benzer kişileri hayatına çeker.
 
Erkek çocuk yetişkin olduğunda bilinçdışı bir şekilde annesine benzeyen biriyle sevgili olur ya da evlenir. Karısıyla yaşadığı cinsel birliktelikte çocuksu fantaziler tetiklenir ve sanki günah işliyormuş hissine kapılır, depresyona girer. Ya da yine benzer korkular tetiklenir ve babası gelip onu cezalandıracakmış gibi hisseder ve depresyona girer. Çünkü ödipal dönemde sağlıklı sonlanmayan çatışmalar yetişkin yaşamında tetiklenir.  

Benzer şey kadınlarda da olur. Bazen kadınlarda doğum sonrasında olur. Bilinçdışı seçtiği erkek, baba figürüne benzerse, onunla yaşanan birliktelikte suçlu hisseder, bu birliktelikten çocuk olursa daha da suçlu hisseder. Bu da kadını doğum sonrası depresyona sokar. Bazı kadınlar doğumdan sonra çocuğu reddetmek ister, ilk zamanlar kucağına bile almaz. Bunun altındaki bilinçdışı sebep de aynıdır, bilinçdışı yeni doğan ı bu yasak ilişkinin sonucu olarak algılar ve ortadan kaldırmak ister. İster ki, anne gelir ve bunu fark ederse cezalandırmasın. Bu da kişiyi depresyona sokar.
 
Kollektif Bilinç
İçinde bulunduğun kültürün, aile sisteminin, gelenek ve göreneklerin duyguları seni etkiler. Örneğin, o kültürde zengin olmak kötü bir şeydir ancak fakir olmak, küçük emrah olmak iyi bir şeydir. Bilinçdışında bu bilgiyle büyürsen eğer, yetişkin yaşamında zengin olduğunda kendini çok kötü hissedersin, depresyona girersin. Çünkü kolektif bilinç bilinçdışına işlenir. Büyüdüğün yerde herkes mağdur, hayattan sille yemişken senin zengin, başarılı ve mutlu olman kabul gören bir şey değildir ve bu zihninde karışıklık yaratır, depresyona sokar.
 
Nasıl çözülür?
 
Eğer ebeveyn olarak, çocuğuna duygu yüklemeden iletişim kurmayı, ondan ayrışabilmeyi ve sağlıklı sınır koymayı çalışabilirsin. Bununla beraber, depresyonun çeşitli belirtilerini deneyimliyorsan, psikodinamik temelli bütüncül yaklaşan terapilerle bugün yaşadığın depresyona sebep olan duygularını keşfetmek ve bu duyguların çocukluk bağlantıları bulup yeniden işlemek faydalı olabilir. Terapide hedef, senin duygularınla temasının artması ve derinleşmesidir. Derinleştikçe, çocukluk döneminde bastırılan ancak zorlanmana sebep olan çatışmaları çözmeni sağlar. 

Yayınlanan
Makaleler

Klinik Psikolog Şeyma Koçak

Yorum gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.